Eğitim ve Bilgisayar Destekli Eğitim:
Nasıl Bir Yeniden Yapılanma?
Dr. Haluk Bingöl
Cumhuriyet Bilim Teknik, 22 Temmuz 1999, sayfa: 4-5, 21
Son yıllarda şirketler "reengineering" adı altında yapılarını inceliyorlar. Bu inceleme sırasında en temel varsayımlar bile sorgulanıyor. Bu değerlendirmeler sonunda yeni varlık nedenleri ve hedefleri doğrultusunda yeniden organize oluyorlar.
Bu çalışmanın bir benzerini de eğitim sisteminde yapmak gerekmektedir. "Ne için eğitim yapıyoruz?", "yaptığımız eğitim ne kadar işe yarıyor?", "hangi ortamları kullanarak eğitim yapmalıyız?", "eğitim için okula gitmek şart mıdır?" gibi en temel soruları tekrar sorarak durum değerlendirmesi yapma zamanı gelmiştir.
Eğitim, gelecek için yapılan uzun vadeli bir yatırımdır. Ülkenin en değerli kaynağı olan insan kaynaklarının on yıl, yirmi yıl, hatta daha uzun süreli bir perspektifte gelecek için hazırlanmasıdır. Bu yatırımı yaparken geleceğin nasıl olacağını tahmin etmek, bu vizyona göre kime, nasıl eğitim verileceğine karar vermek gerekir. "Gelecekte hangi bilgilerle, yeteneklerle donatılmış insanlar istiyoruz" kararından sonra bu bilgileri kişilere nasıl verebiliriz diye düşünebiliriz.
Önce bazı gözlemler yapalım. Bunların üzerine geleceğin bilgi gereksinimini tahmin etmeye çalışalım:
İnsan-Makine İletişimi. Bu gözlemleri örneklerle somutlaştıralım. İnsan-makine iletişimi bugün bile bazı alanlarda vazgeçilmez boyutlara geldi. Gelecekte bu daha da artacaktır. Otomasyon düzeyi arttıkça, insan-insan iletişiminin yerini insan-makine iletişimi alacak. Yaşam şeklimiz de buna paralel değişiyor. Herşey "otomatikleşmeye", "akıllanmaya", "programlanabilir" olmaya doğru gidiyor. Biz insanlar, kendimizi bunları kullanabilir şekilde hazırlıyor muyuz?
Bilgi ve " Yarılanma Ömrü ". İnsanlığın bilgi birikimi daha önce görülmemiş bir hızla artıyor. Son iki yüz yılda daha önce bildiklerimizden daha fazlasını bilir hale geldik. Bilginin bir yarılanma ömrü olduğu, belli periyotlarla güncellenmesi gerektiğini kabul etmeliyiz. Eskiden "stres ile ilgili olduğu düşünülen mide ülserinin sorumlusunun bir bakteri olduğu" eski bilgiyi düzelten yeni bir bilgidir. Bilgi güncellemesini nasıl yapmalıyız?
Bilgi Gereksinimi. Bireyin gereksinim duyduğu bilgi değişiyor. İki, üç nesil önce yaşayanların bir ömür boyu kullandıkları bilgiyi biz belki de üç yıl içinde tüketiyoruz. On yıl önce çanak antenler, uydular, frekanslar hakkında bir şeyler bilmek gerekmiyordu. Yirmi yıl önce faiz, enflasyon, TÜFE, fon gibi ekonomik kavramları bilmeden yaşayabiliyorduk. Dünya "globalleştikçe", entegrasyon arttıkça, radyo, televizyon gibi bilgi taşıyıcı araçlar etkinleştikçe bilgi gereksinimindeki değişim de hızlanıyor. Bu kadar çok bilgi arasında seçici olmak gerekiyor. Gerçekten gereksinim duyduğumuz, bilmemiz gereken bilgiyi nasıl seçeceğiz?
Sürekli Öğrenme. Şöyle bir düşünürsek, bugün kullandığımız bilginin önemli bir kısmını okul sonrasında öğrendiğimizi fark ederiz. Bu da bize öğrenmenin okul sonrasında da devam eden, etmesi gereken bir süreç olarak alınmasını söyler. Bireyin, öğrenim sürecinin okul döneminde bir yol göstericisi, öğretmeni, vardır. Geri kalan öğrenimini kendi kendine, kendi olanakları ile başarmak zorundadır.
Yaşam. Son yıllarda iletişimin yarattığı İnternet'in de dahil olduğu bazı gelişmeler geleneksel birçok kavramı tehdit ediyor. En çarpıcılardan biri "işe gitmek" kavramındaki değişimdir. Bazı meslek gruplarında teknoloji kullanılarak işe gitmeden, evden çalışmak mümkündür. Bugün, Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde ders vermek için Kazakistan'da olmak gerekmiyor. Türkiye'de bir televizyon stüdyosuna girmeniz, kendinizi değil, görüntünüzü göndermeniz yeterli.
Hedef. Bu durumda yarınki toplumun bireyleri bilgiyi bilmekten çok, hangi bilgiye gereksinimi olduğunu seçebilen, bu bilgiye nasıl ulaşacağını bilen, araştırıcı, aldıkları bilginin güncel olmama olasılığına karşı kuşkucu, elindeki bilgileri birleştirip yeni sentezler yapabilecek, bilgiyi kullanmak yanında yeni bilgi üretebilecek bireyler olmalıdır.
Bu hedef, bilginin yaşadığı bir kütüphane olan İnternet'i etkin kullanabilmeyi, olmazsa olmaz bir koşul haline getirmektedir.
Bu gözlemler ışığında değerlendirildiğinde sadece Türkiye'de değil, dünyada da eğitim sistemi bu altyapıyı sağlamaktan çok uzaktır.
Eğitim sistemimiz işin en kolayına kaçmıştır. Sistem ezberciliğin kıskacındadır. Fırsat eşitliği kaygısında aşırıya kaçılmış; sistem, en yeteneklileri değil, ortalama veya ortalama altındaki bireyleri tercih eder hale gelmiştir. Öğrencilerin ve okulların başarısı ortaokul, lise ve üniversite sınavlarındaki başarılar haline dönüşmüştür. Amaç öğrenmek değil, seçeneklerden doğrusunu, en kısa zamanda bulmak haline gelmiştir. Test tekniği ile yapılan bu sınavlarda başarıyı arttırmak için dershane sektörü oluşmuştur. Dershanelerin yanında özel ders sektörü gelişmiştir. Böylece devletin sağladığı ücretsiz eğitim pratikte ücretli hale gelmiştir. Sınıf geçmede sağlanan kolaylıklar, eğitimin kalitesini düşürmüş, mezun olan bireyin iş hayatında tekrar tekrar eğitilmesini gerektirmiştir. Sonuçta bireyin eğitiminin "toplam sahip olma maliyeti"1 ciddi boyutlara çıkmıştır. Bu yüksek maliyet bütün toplum tarafından ödenmektedir.
Bir ülkenin en değerli kaynağı, düşünen, soru soran, konuların "neden-niçin"ine inen yetenekli bireyler bu sistemden en zararlı çıkanlardır.
Türkiye eğitim sorununun farkındadır. İlköğretimin sekiz yıla çıkarılmasının bir nedeni de bu arayıştır. Sekiz yıllık ilköğretim kararının getirdiği bütün zorluklara rağmen çok değerli fırsatları da beraberinde getirmiştir:
Milli Eğitim Bakanlığı lise düzeyinde de bir atılım başlatmıştır. Ankara Fen Lisesi (AFL) projesi 1998'de tekrar ele alınmıştır. Fen liseleri yönetmeliği değiştirilmiştir. Yeni yönetmelik ile AFL 1999-2000 öğretim yılından itibaren, eskiden olduğu gibi müfredat geliştirmede pilot işlevine geri dönecektir. Ülke ve yetenekli öğrenciler için bir umut ışığı olacaktır.
Üniversite sınavının tek sınava indirilmesi olumludur. Ortaöğretim başarı puanında yapılan değişiklikler ile başarılı okullardaki öğrencilerin bir anlamda "cezalandırılması" makul düzeye indirilmiştir.
YÖK son zamanlarda İnternet üzerinden uzaktan eğitim gibi öncü projeleri planlamaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı lise düzeyinde de bir atılım başlatmıştır. Bütün bu olumlu gelişmeler yeterli değildir.
Eğitim sistemimizde araştırıcılık, şüphecilik, sürekli öğrenme, kendi kendine öğrenebilme becerileri verilmemektedir. Gelecekte daha da çok yaşamımıza girecek makinelerle iletişim konusunda hiçbir hazırlığımız yoktur.
Bilginin aranıp bulunacağı bilgi kütüphanesi olan İnternet konusunda yapılan çalışmalar yok denecek kadar azdır. İnternet üzerinde Türkçe içerik konusunda bir master plan yoktur.
Eğitim sistemi bugün işgücü olarak gerek duyulan bilgi ve becerileri sağlayamamaktadır. Bu nedenle özel sektör işbaşı eğitim, kurslar gibi yollarla kendi içinde eleman eğitimi yapmaktadır.
Bu olumsuz tabloya karşın olumlu gelişmeler vardır. Sivil toplum kuruluşları eğitim konusunda katkıda bulunmaktadır. Türk Bilişim Vakfı, yeni öğrenme modelleri ve bilişim teknolojileri konusunda bir rapor hazırlamıştır (2). Eğitim Gönüllüleri Vakfı Fatih Belediyesi ile örnek çalışmalar yapmaktadır.
Bütün bu olumlu ve olumsuz gerçekleri göz önüne alarak, bunları birer fırsat olarak değerlendirmek gerekir. Aşağıda bir öneri paketi oluşturulmaya çalışılmıştır.
"Reengineering". Eğitim sisteminin baştan aşağıya yepyeni bir yaklaşımla sorgulanması, hedefleri, iş yapış şekilleri, sonuçları olarak yeniden eleştirel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Vizyon Geliştirme. Müfredat, yeniden ele alınırken bir vizyon çalışması yapmak gerekir. "Nasıl bir gelecek bekliyoruz?" ve bu gelecek için "Nasıl insan yetiştirmeliyiz?" sorularına doğru cevapları bulmak başlangıç noktası olacaktır. Bu vizyon geliştirme çalışması sadece Milli Eğitim Bakanlığı, ya da üniversitelerimizin eğitim fakültelerinin yapması gereken bir çalışma değildir. Eğitim sisteminin son ürünü olan yetişmiş insan gücünü kullananlardan da gelecek geribesleme çok önemlidir. Bu nedenle özel sektör, kamu kurumları ve üçüncü sektör kabul edilen sivil toplum kuruluşlarının da aktif katılımları sağlanmalıdır. Bu seferberlikte farklı disiplinlerden gelen insanların beraber çalışması, çok sesliliğin olması en önemli kriter olmalıdır.
Bir vizyon denemesi olarak:
"değişen dünya koşullarına uyum sağlayabilecek, eleştirel düşünmeyi refleks haline getirmiş, bilgi gereksinimini belirlemesini, bilgiye ulaşmasını, bilgiyi kullanmasını bilen, bilgi üretebilen, sürekli öğrenmeyi ilke edinmiş, problem çözücü, yaratıcı, toplum ile uyumlu, ekip olarak çalışabilen bireyler yetiştirmek"verilebilinir.
Müfredat Geliştirme. Vizyonda çizilen çerçevede, bugün değil, yarın düşünülerek, ilk ve orta öğretim müfredatında cesur adımlar atılmalıdır. Program geliştirilirken, teknoloji dikkate alınmalıdır. Öğrenmeyi öğrenme, problem çözme, kendini ifade edebilme yeteneklerinin geliştirilmesi, dili doğru kullanma, topluluk içinde uyumlu çalışabilme, ekip çalışmasına yatkın olma yanında makine insan iletişimi, bilgi teknolojilerinin etkin kullanımı müfredatta öne çıkmalıdır. İş ve sosyal hayatta aranan özellikler bu ve benzeri özelliklerdir. Eğitim sistemi de buna uygun birey yetiştirmeyi başarmalıdır. Program geliştirirken bir başka kriter de bilgiyi öğrenmek değil, öğrenmeyi öğrenmek, bilgiyi kullanmasını öğrenmek, bilgi üretmek olmalıdır. Otomatize edilebilir bilgilerin öğrenilmesi yerine otomasyonun kullanılmasının öğrenilmesi prensibinden hareket edilmelidir.
Dil ve Kültür. Bugün ülkemizde ilginç bir gerçek yaşanmaktadır. Yabancı dil öğrenmek için bir sürü kaynak vardır. Buna karşın, "düzgün bir Türkçe" öğretmek için kaynak yok denecek kadar azdır. Ana dilimiz olan Türkçe'yi doğru kullanmak, yabancı kelimelere kaçmadan, Türkçe olarak kendini ifade edebilmek, bunu yazılı yapabilmek, eğitim sisteminin üzerinde özellikle durması gereken bir konudur.
Globalleşmek, dilimizi ve kültürümüzü yok etmek anlamına gelmemelidir. Bu sadece Türkiye'de değil bütün dünyada yaşanan bir sorundur. Geleceğin bilgi bankası olarak düşünülen İnternet'te biriken bilginin %0 dan fazlasının İngilizce olması, bilenler için yeter derecede uyarıcıdır. İnternet'te Türkçe içerik geliştirme seferberliği zamanı gelmiştir.
Teknoloji Kullanımı. Türkçe ile insan-insan iletişimi sağlandıktan sonra sıra insan-makine iletişimine gelecektir. Vizyon içinde bilgi toplumu için birey yetiştirmek olacağına göre bireylerin erken yaşlarda bilgisayar ile tanışması sağlanmalıdır. Bu, insan-makine iletişimi açısından da önemli bir başlangıçtır. Sonuçta gelecekte "konuşacağımız" makineler bir çeşit bilgisayar olacaktır.
Okul Sonrası Öğrenme ve Uzaktan Öğrenme. Bilginin "yarılanma ömrü" nedeniyle alınan bilgilerin belli aralıklarla güncellemesi gerekir. Bireylerin meslek değiştirebilmelerini sağlayacak eğitim sistemlerine de gereksinim olduğu açıktır. Bu durumda her yaştaki insan için sürekli öğrenim üzerinde odaklanılmalıdır. Bu bireyleri sınıfta toplamak mümkün olmadığına göre uzaktan eğitim mekanizmaları geliştirmek gerekecektir.
Bu değişimlerin yapılabilmesindeki en önemli sorun insan kaynağı sorunudur. "Reengineering" yapan firmalarda da en zor aşılan, bireylerin değişime gösterdikleri tepkidir. Bu konuda yapılabilecek bir şey insanların doğru zamanlama ile doğru bir şekilde bilgilendirilmesini sağlamaktır. Bu da ancak teknoloji, özellikle İnternet teknolojisi kullanılarak yapılabilir.
Bunların gerçekleştirilmesinde teknolojiden, özellikle bilgi teknolojilerinden yararlanılması kaçınılmazdır.
Etkileşimsiz, tek yönlü bilgilendirmede televizyon en yaygın kullanılacak araçdır. Televizyonda sorun bireyin yayın programına uyma zorunluluğudur. Etkileşimli televizyon ile birey dilediği zamanda dilediğini seyredebilecektir. Tam etkileşim için İnternet tartışmasız tek seçenektir.
Eğitim konusunda en umut verici olan gelişme bilgisayarlardaki çokluortam uygulamalarıdır. Bu teknoloji ile konular sanal ortamda anlatılmakta, sanal deneyler yapılmakta, tahtada gösterilemeyecek görselleştirmeler mümkün olmaktadır. Bu anlamda BDE en önemli devrimlerden biri olmaya adaydır. Bu olumlu izlenimlere rağmen BDE devrimi bir türlü gerçekleşmemiştir. Bunun nedenlerinin dikkatle irdelenmesi gerekir.
Bilgi teknolojileri arasında İnternet üzerinde en çok durulması gereken teknolojidir. Bilgiye ulaşmak, bilgiyi geniş kitlelere ekonomik olarak dağıtmak için en doğru seçim İnternettir. Bu özellikleri ile İnternet, bazen matbaa, bazen televizyon, bazen telefon, bazen de yazının bulunması ile karşılaştırılmaktadır.
Türkçe İçerik. İnternet bugün itibarı ile ezici bir oranla İngilizce içerikler olan bir ortamdır. Türkiye, İnternet dünyasında Türkçe içerik geliştirerek alması gereken yeri hızla almazsa, matbaanın ülkeye geç girmesine benzer etkileri beklemeliyiz. Geliştirilen içeriklerin kullanıcılara ücretsiz açılması en ideal çözümdür. Bu durumda devlet bunu bir kamu görevi olarak kabul edip, özel sektöre destek olmalıdır.
Fırsat Eşitliği ve Global Erişim Üzerinde hassasiyet ile durulan fırsat eşitliği İnternet'in etkin kullanımı ile kolayca sağlanabilir. İnternet üzerindeki bilgiye ulaşma açısıdan İstanbul ile Hakkari arasında bir fark yoktur. Ayrıca Almanya'daki yurtdaşımız, Türki Cumhuriyetlerdeki Türkçe konuşanlar da bu içeriğe aynı şekilde ulaşacaklardır. Bu da Türkiye'nin globalleşmesi açısından dolaylı katkılar sağlayacaktır.
Ayrıca İnternet daha teknik sayılabilecek avantajlara sahiptir. Orijinal bilgiye doğrudan ulaşıldığı için güncelleme sorunu yoktur. Ayrıca kullanıcıların e-posta yolu ile geribeslemede bulunabilmeleri, kullanıcılar arasında oluşturulacak bir elektronik liste ile sürekli iletişim sağlanabilmesi başka ortamlarda olmayan özelliklerdir.
Düşük toplam sahip olma maliyeti. İnternet teknolojisinin çok önemli bir avantajı da toplam sahip olma maliyetini düşürmesidir.
Eğitim sistemi üzerine yapılan bu çalışmalar planlı ve akılcı yapılırsa beklenmedik yan avantajlar yaratmak da mümkündür.
Bilişim Kullanımı Yaygınlaştırılması. Milli Eğitim Bakanlığının düşüncelerinden birisi de okulların herkese açık eğitim yuvaları olmasıdır. Bu anlamda bilgi teknolojisine, özellikle İnternet'e yapılacak yatırım, kitlelerin İnternet'e ulaşımını sağlayabilecektir.
Türk Yazılım ve Eğitim Sektörünü Geliştirmek. Sekiz yıllık ilköğretim kapsamında oluşan fonlar akılcı kullanılırsa eğitim kalitesinin arttırılması yanında, Türk yazılım sektörünü dünya çapında önemli bir noktaya getirebilir.
Yüksek teknoloji konusunda Türkiye'nin dünya çapında birşeyler yapabileceği tek sektör olan yazılım sektörünün eğitim seferberliği ile eşgüdümlü gitmesi ulusal çıkarlar açısından çok anlamlı olacaktır. Yapılması gereken diğer ülkelerde olduğu gibi bir plan dahilinde yazılım sektörünün teşvik edilmesidir. Bu anlamda eğitimde oluşan fonlar Türkiye yazılım sektörüne aktarılarak yazılım ve içerik geliştirme birikimi sağlanabilinir. Konuşulan paralarla eğitim yazılımları konusunda odaklanmak, uzmanlaşma sağlamak mümkündür. 2 Bu yatırımın sonunda Türkiye eğitimsel içerik konusunda dünya çapında bir yer edinebilir.
Yazılım sektöründe akılcı teşviklerle bunun mümkün olduğunu İsrail ve Hindistan'da görüyoruz. Daha önceleri ABD tekelinde olan yazılım geliştirme sektöründe, son yıllarda İsrail ve Hindistan önemli oyuncular arasına girmiştir.
Eğitim Fakültelerinin Canlanması. Böyle bir tercih kullanımı sadece yazılım dünyasında değil, eğitim fakültelerinde de bir canlanma yaratacaktır. Yazılım sektörü daha iyiyi geliştirmek arayışında üniversiteler ile işbirliğine gideceklerdir. Bu zaten yapılmaya çalışılan üniversite-sanayi işbirliğinin somut örneği olacaktır.
1 Toplam sahip olma maliyeti son zamanlarda önem kazanan bir kavramdır. Bir proje değerlendirilirken sadece yapım değil, işletme maliyetinin de hesaba katılması, toplam maliyetin düşünülmesi olarak özetlenebilir.
geri2 Savaş sonrasında Kosova'nın yeniden inşaası için gereken 29 milyar USD ile eğitim için konuşulan 1 milyar USD'nin karşılaştırılması fonların büyüklüğü hakkında fikir verebilir.
geri© 1999 Haluk Bingol