Öğrenmenin "e-" leşmesi, Uzaktan Eğitim ve Türkiye

Dr. Haluk Bingöl
TBD Bilişim Kültür Dergisi, Eylül 2000, Sayı:75, Sayfa:82-85

  1. Beklenmedik Değişim: "e-" leşme
  2. Eskiden bir şeyi öğrenmek için okuluna gitmek gerekirdi. Bu değişecek gibi duruyor. Çünkü siz okula değil, okul size gelecek.

    Değişen ne oldu? İletişim teknolojilerindeki beklenmedik gelişmeler dünyayı algılamamızı değiştiriyor. Artık e-dünyadan bahsediyoruz. Belki biraz abartılı ama neredeyse her kavramın başına bir "e-" ekliyoruz. "Gelecekte şirketiniz ya internette olacak ya da hiç olmayacak" gibi iddialı laflar dolaşıyor. Her şirketin internet sayesinde "küresel şirket" olduğu düşünülüyor. Devletlerin "e-"leşip, e-devlet olacağı varsayılıyor.

    Eğitim sistemi de bu değişimden payını alıyor. Öğrenicinin öne çıktığı e-öğrenmeden sık sık söz ediliyor.

  3. Neden Öğrenme
  4. Hiç düşündünüz mü, neden öğreniyoruz? Bu sorunun cevabı nereden baktığınıza göre değişiyor. Bakış yerinize göre farklı, hatta çelişen cevaplar bulmak mümkün.

    İsterseniz önce milyonlarca yıl perspektifinden bakalım. Evrim teorisi açısından bakarsak iş çok nettir. Türümüzü, ya da güncel deyişle genetik kodumuzu, devam ettirmek için çevremizi daha iyi kontrol etmemiz, çevremize daha iyi uyum göstermemiz gerekiyor. Bunu rakibimizden daha iyi yapmamız gerekiyor. Bu çok temel kaygı, bizi daha fazla öğrenmeye zorluyor.

    Binlerce yıl seviyesinde baktığımızda toplumsal, kültürel nedenler bulabiliriz. Toplumlar kendi içinde birbiri ile uyumlu insan toplulukları oluşturmak için öğreniyorlar. Bir topluluk, diğer topluluklara karşı kendini devam ettirmek için öğreniyor.

    Birkaç yüzyıl seviyesinde devletler var. Devletler de kendilerini diğerlerine karşı korumak ve devam ettirmek istiyor.

    Birkaç onyıl seviyesinde şirketleri ve sivil toplum örgütlerini görüyoruz.

    Son olarak 50-80 yıl gibi bir yerlerde bir bireyin yaşam süresi mertebesine geliyoruz. Birey açısından bakarsak öğrenme "para", "mevki", "toplumsal statü" gibi değerlere giden yoldur. Bunları elde edebilmek için bireyin kendisini yetiştirmesi gerekir. Bireyin eğitimden beklediği bu kadar basittir. Bunun arkasında da yine kendini devam ettirme dürtülerini görmek belki de mümkün.

    Bütün bu öğrenme, aslında birey düzeyinde başlıyor ve birey topluluklarının kollektif öğrenmesine dönüşüyor ve öğrenme süreci şeklinde zamana yayılıyor. Demek ki bireyin öğrenmesi işin temeli.

  5. Öğrenme Kararları
  6. Daha ileri gitmeden öğrenme sürecideki temel kararlara bakalım:

    Ne öğreneceksiniz? İlk olarak ne öğreneceğimize karar vermemiz gerekir. Bir konuda bilginizin eksik olduğunu, bunu öğrenmeniz gerektiğini düşünmeniz ile öğrenme süreci başlar. Bu, bilinçli bir öğrenici için doğrudur. Yaşamının erken dönemindeki, örneğin yürümeyi, ya da konuşmayı, ya da saymayı öğrenme döneminde durum nasıldır? Kararı kim verir?

    Bugün ilk, orta ve yüksek okul dönemindeki öğreniciler için ne öğrenileceği kararı "müfredat" adı altında önceden karar verilmiştir. İş dünyasında bu kararı ya kendiniz vereceksiniz, ya da insan kaynakları bölümü sizin adınıza karar verecek. Resim yapmak, müzik yapmak, ahşap oymacılığı gibi hobileriniz için karar verici sizsiniz.

    Nereden öğreneceksiniz? Konuya karar verdikten sonra hangi bilgi kaynağından öğreneceğinize karar vermeniz gerekecek. Okul dönemindekiler için sorunun cevabı basitçe okuldur.

    Ama iş dünyasındaki bir kişi için dil öğrenmek, yöneticilik, ya da takım çalışması yeteneklerini geliştirmek için özel eğitim kuruluşları arasında bir seçim yapmak gerekecektir. Bu seçim aslında sizin özel koşullarınıza göre en "iyi" hocayı bulmaktır.

    Okul döneminde verilen karar "hangi okul" kararıdır. Bu karar anne, baba ya da üniversite sınavı tarafından verilir. İş dünyasında da kararlar genelde yöneticiniz, ya da insan kaynakları tarafından verilir.

    Bu şekilde bakılınca öğrenme kararlarının ne kadar azını kendimiz veriyoruz, değil mi? Belki de özel yaşamımızdaki öğrenme kararlarını bile kendimiz vermiyoruz. Eşiniz dans, arkadaşınız dalış kursuna beraber gitmenizi hiç mi önermedi?

  7. Ne Öğrenmeli
  8. Ne öğrenmemiz gerektiğine nasıl karar vereceğiz? Herşeyden önce bireysel değil, topluluk olmayı öğrenmemiz gerekiyor. Uzun dönemde ayakta kalmanın tek yolu bir topluluk olmaktan geçiyor. Bir topluluk içinde uyumlu çalışabilmek, üretebilmek birinci derecede öğrenilmesi gerekenlerden. İş ilanlarındaki

    gibi aranan özellikler belki de bu kaygının sonucu.

    Aslında iş ilanları "aranan insan" tipini çok güzel tanımlıyor. İnsan kaynakları eklerine bu açıdan bakıldığında ilginç noktaları yakalamak mümkün:

    sanki olmazsa olmaz koşul gibi.

    Bunların dışında da istenen koşullar var:

    Özet olarak istenen "nitelikli" insandır. Bu da bilgi toplumunun gerektirdiği "bilen" insanı nasıl yetiştireceğiz sorusunu en temel sorulardan biri haline geliyor.

  9. Eğitimde Neler Oluyor?
  10. Eğitim sistemi bu istenen özellikleri veriyor mu? Bütün dünyada bu soruya olumlu yanıt vermek için çalışılıyor. Değişik deneyler yapılıyor, modeller geliştiriliyor.

    Öğretici, herşeyin mutlak hakimi olmakdan, yönlendirici ve kolaylaştırıcı rollere kayıyor. Buna paralel olarak öğrenici merkezli, senaryo temelli, "yaparak öğren", "kuralı kendin bul" şeklindeki yaklaşımlar güncellik kazanıyor. Daha çok konu yerine, daha az konuyu daha iyi anlamak hedefleniyor.

    Bunların yanında çok önemli bir dizi gelişme de yaşanıyor. Bu gelişmelerin motoru iletişim, bilişim teknolojileri, özellikle de internet.

  11. Uzaktan Eğitim
  12. Uzaktan eğitim büyük kitlelerin öğrenme gereksinimleri açısından potansiyel çözüm olarak görüldü.

    Film, radyo, televizyon gibi iletişim araçları bu kavramın oluşmasını sağladılar. Buradaki en büyük avantaj "iyi" bir ders vericiyi binlerce defa kopyalayarak öğreniciye hem ses, hem de görüntü olarak ulaştırmaktı. Kitabın sadece görüntü olarak ulaşmasından daha zengin bir ortam elde edilmişti.

    Sınıfın getirdiği fiziksel yakınlık ortadan kalkmış ama zamansan bağımlılık devam ediyordu. Yayın saatini kaçırmamak gerekiyordu.

    Bir başka sorun da etkileşimin olmamasıydı. Bunlar tek yönlü bilgi aktaran mekanizmalardı.

    İşte bu açılardan internet, uzaktan eğitim seçeneği olarak tartışılmaz üstünlüklere sahip bir teknoloji olarak karşımıza çıkıyor. Radyo televizyonun bütün avantajlarına ek olarak zamansal özgürlüğü ve iki yönlü iletişimi getiriyor. Ayrıca kişiye özel olmak gibi ek avantajları da var.

  13. İnternette Eğitim
  14. Daha şimdiden internet, gerek duyulan bilgi için ilk bakılan adres oldu. Yakın gelecekte bunun daha da artması bekleniyor. Bazıları insanlığın elindeki bilginin tamamının internete taşınacağını ve internetin bilgiye ulaşmak için tek araç olacağını düşünüyorlar. Kağıt ortamında bilginin kalmayacağını düşünenler de var. Bazı kitapların sadece elektronik kopyalarının olması da bir başka ilginç durum. Bir yaklaşıma göre insanın günlük gereksinimi bir kaç kilokalori, su gibi alışılmış şeyler arasında birkaç GB bilgi olacak.

    Belki iş bu kadar ileri gitmeyecek, ama görünen o ki eğitimin önemli bir ayağı internet olacak. Nasıl iş dünyası internete taşınıyorsa eğitim dünyası da internette yerini alıyor. İnternet üzerinde eğitim veren kuruluşlar yavaş yavaş şekillenmeye başladılar.

    Bu noktada internetin bir sorununu da belirtmek gerekir. O da bant genişliği sorunudur. Bu sorun uydu, kablo gibi teknolojilerle çözülmek üzere.

    İnternet üzerinde eğitimin kendine has kuralları da oluşmaya başlıyor.

    Kişiye Özel. Bunların başında verilen eğitim hizmetlerinin kişiye özel olması geliyor. Okul yaklaşımında sınıftaki iki öğrenci arasında bir fark yoktu. Ama e-dünyada herkes ayrı ayrı birey ve potansiyel "müşteri". Kendi istekleri, tercihleri var. Verilen hizmetler de bireyin bu özel isteklerine cevap verir olmak zorunda.

    Yer ve Zaman. İletişimin getirdiği "istediğin yerde" yaklaşımına bir de "istediğin zamanda" kavramını ekleyerek eğitime bakmak gerekecek. Kişi öğrenmek istediği eğitsel içeriğe kendi karar vereceği zamanda evinden, işinden, nereden istiyorsa oradan ulaşacak.

    Zengin İçerik Seçeneği. Basılı bilgiden daha fazlasına internetten ulaşabileceğinizi hiç düşündünüz mü? Eğer bir konuda bir diyeceğiniz varsa siz de internette bir "yazar" olabilirsiniz. İnternet üzerinde arama motorları ile "eseriniz" ulaşılabilir hale geliyor. Bunun ne kadar büyük bir içerik zenginliği olduğunu algılamak kolay değil.

    Alışılmışın Ötesinde Rekabet. İnternetin en önemli getirilerinden birisi de kıran kırana rekabet ortamı yaratması. Bu, eğitsel içerikler için de geçerli. Bir konudaki binlerce içerikten çok az sayıda içerik bu rekabetten başarı ile çıkacak.

    Markalaşan Bilgi Sağlayıcılar. Kitapçıya gittiğimizde zengin bir çeşitlilikle karşılaşırız. Bazı yazarların kitaplarını özellikle tercih ederiz. Bunun nedeni belki de yazarın kafasının çalışma şekli, olayları kurgulaması bizim çalışma şeklimize uygun olmasındandır. Bazen de bir yayınevini tercih ederiz. Kitaplarının konuları, yaklaşımları bize daha uygun gelir. Bütün bunlar bizim öğrenme stilimizle, öğrenmek istediğimiz konu ile ilgilidir.

    İnternette de benzer yapılar oluşuyor. Rekabet içeriklerde markalaşmayı getirecek. Sizin stilinize uygun içerik sağlayıcıdan bilgi gereksinimlerinizi sağlar hale geleceksiniz.

    Özellikle ABD'de üniversiteler internet üzerinden uzaktan eğitim konusunda yatırımlarını yapmaya başladılar. İnternetin dilinin İngilizce ağırlıklı olmasının avantajını da kullanarak bütün dünyaya "hizmet" vermek üzere hazırlanıyorlar. Bu küresel rekabete hangi ülkelerin üniversiteleri dayanabilecek merak konusu.

  15. Türkiye'deki Durum
  16. Dünyada bu gelişmeler olurken Türkiye'de neler olduğuna bakmakta yarar var.

    Okul dönemi eğitim Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) kontrolündedır.

    Yüksek Öğrenim. YÖK 1999 yılı sonlarında uzaktan eğitim konusunda çok olumlu bir hareket yaptı. Bir yüksek öğretim kurumu bir başka yüksek öğrenim kurumundan uzaktan içerik alabilecek. Dersler uzaktan verilebilecek. Bunlar sınıftaki derslerden farklı tutulmayacak. Ayrıca YÖK içerik geliştirme konusunda da destek olacak. Bu gelişmenin sonuçlarını görmek için henüz erken. Bütün bu gelişmeler internet üzerinden eğitimi de kapsıyor. Üniversitelerin internet bağlantılarının uzun bir süredir olması da bir avantaj.

    Buna karşın küresel rekabetin ilk başlayacağı alanlardan birisi olarak yüksek öğrenim görünüyor. Yüksek öğretim kurumlarımızın bu rekabet karşısında neler yapabileceğini göreceğiz. Belki de Hollywood'un Türk sinemasını yok ettiği gibi bir sonuca hazırlanmak gerekecek.

    İlk ve Orta Öğrenim. MEB temel eğitim projesi çerçevesinde ilköğretim okullarını bilgisayarlaştırıyor. Ama MEB'in işi biraz daha zor. Hem okul, öğretmen, öğrenci sayısı olarak YÖK'e oranla bir kaç mertebe daha büyük bir hacim var, hem de insan kaynakları açısından YÖK'e oranla daha zor durumda. Bilgisayarlaştırma çalışmaları içinde internetleşme var ama belirlenmiş, halka açıklanmış somut bir plan yok. Buna karşın Avrupa Birliğinin 2001 yılında bütün okulları internete bağlamak gibi somut bir hedefleri var.

    Müfredat. Bir başka dikkat edilmesi gereken konu müfredat konusudur. İlköğretimin sekiz yıla çıkması ile hem ilköğretim, hem de ortaöğretim müfredatın elden geçirilmesi bir zorunluluk haline gelmişti. İlköğretim okullarında bilgisayarlaşma projesi kapsamında müfredatın bir de bu açıdan ele alınması gerekmektedir. İlkokul 4. Sınıfta hesap makinesi kullanmaya ancak izin veren bir müfredat nasıl olur da bilgisayar ile desteklenebilir?

    Özel Okullar. MEB, bir master planı olmamakla eleştiriliyor. Özel okullardaki durum daha iç açıcı değil. Bir bilgisayarlaşma rüzgarı net olarak hissediliyor ama hedefin ne olduğu net değil. Eğitimde gerçek anlamda bir katkıdan daha çok, velileri etkilemek için "bilgisayarlı eğitime" geçiş söz konusu.

    Türkçe İçerik Sorunu. Bu programsızlık devlet düzeyinde de yaşanıyor. İnternetteki Türkçe içerik, özellikle de eğitsel içerik ayrıca bir sorun. Türkçe içeriğin zenginleştirilmesi için belki de ulusal düzeyde politikalar geliştirmek, örgütlenmeler yapmak gerekiyor.

    Dershane. Türk eğitim sisteminin bir yarası da sınava odaklı olmaktır. Serbest piyasa koşullarında bu açık, dershane sektörü ile doldurulmaktadır. Bir anlamda eğitimin özelleşmesi bu şekilde adı konmadan, kendiliğinden oluşmuştur. Uzaktan eğitim ve internet potansiyelini ilk görenler de dershane sektörü olmuştur. Eylül 2000 den başlıyarak dershaneler hızla sanallaşmaya başlıyorlar. Önümüzdeki yıllarda daha da fazla sanal dershane görmeye hazırlanmamız gerekiyor.

    Sayısal Televizyon. Eğitimin özelleşmesi açısından bir başka gelişme de sayısal televizyon tarafından yaşanmaktadır. Yine başta dershane olmak üzere eğitici içerikler bu tarafta da başlamıştır. Bunların da ilk ürünlerini Eylül 2000'den itibaren görmeye başlayacağız.

    Okul Sonrası Eğitim. Okul sonrası eğitim tarafında da internet ve sayısal televizyon kökenli çalışmalar planlanıyor. Bu çalışmaları, uzaktan dershane projelerinden sonra devreye girecek projeler olarak düşünmek doğru olacaktır. 2001 yılı belki de ilk ürünlerin çıkacağı yıl olacaktır.

    İş Dünyası. Bazı kuruluşlar kendi elemanlarını uzaktan eğitme konusunda adımlar atmaya başladılar. Bu yöntemle önemli tasarruflar yaptıklarını gördükçe daha da yatırım yapmaya gidiyorlar. Meslek değiştirmek, ya da mesleğinde ilerlemek isteyen kişilerde önemli bir pazar oluşturuyor. Bu pazarlara paralel olarak belli konuların uzaktan eğitimini veren şirketler oluşmaya başlıyor. Eğitimin bu tarafı en hızlı gelişme gösterme potansiyeline sahip görünüyor.

  17. Ne Yapılmalı
  18. Küreselleşen dünyada kültürler, devletler kendi benliklerini kaybetme tehtidi altındadır. Türkiye, özgün bir toplum olarak gelecekte var olup, olmayacağını bugünlerde eğitim sisteminde yapacağı değişikliklerle belirleyecektir.

    Eğitim sistemimiz her anlamda, ciddi olarak elden geçirilmelidir. Ve bunun acil olarak yapılması gerekmektedir. Eğitim sorununu, ulusal bir sorun olarak kabul edip toplumsal bir seferberlik ruhu ile ele almak, çözümü sadece YÖK ve MEB'den beklememek gerekir. Aksi halde bunlar yapılırken fazla merkeziyetçi olunması tehlikesi ile karşılaşılacaktır. Bu konuda en büyük desteğin eğitim sisteminin yetiştirdiği insan kaynağını kullanan iş dünyasından gelmesi sağlanmalıdır.

    Öncelikle eğitimin hedefi yeniden tanımlanmalıdır. Bu tanımlamada Avrupa Birliği'ne girmeyi, bilgi toplumu olmayı planlayan Türkiye'nin gereksinimlerine cevap verecek insan kaynaklarının yetiştirilmesi en ön planda olmalıdır. Bu anlamda bu yazının "Ne Öğrenmeli" başlığına bir kere daha göz atmakta yarar olabilir.

    Uzaktan eğitimi başarı ile uygularsak isteyen herkese yüksek öğrenim şansı verebiliriz. Hem de kaliteli yüksek öğrenim. Bu başarılırsa üniversite sınavına ya gerek kalmayacaktır, ya da önemi azalacaktır. Böylece eğitim sistemi, en ciddi hastalığı olan "öğrenmek değil, test yapmak" hastalığından kurtulacaktır.

    Uzaktan eğitim ile bir başka önemli sorun olan fırsat eşitliği sorunu da bir ölçüde iyileştirilebilir. Aynı şekilde eğitimimizdeki kalite sorunu da uzaktan eğitim ile azaltılabilinir.

    Ayrıca özel sektörde kaliteli eğitim veren kurumlar oluşturulması özendirilmelidir. Bunlar içinde uzaktan eğitim özellikle desteklenmelidir.

    İnternette Türkçe içerik oluşması için mekanizmalar geliştirilmelidir. TÜBİTAK'ın makale başına para vermesi Türkiye'yi makale üretiminde birkaç basamak yukarı çıkarmak için yeterli oldu. Benzer mekanizmalar Türkçe içerik için düşünülebilinir. Kaliteli içerik sağlamak için yarışmalar da iyi bir yöntem olarak düşünülmelidir. Bu yarışmalarda:

    olması önemli unsurlardır.

    Evrensel bilgi başkaları tarafından internete taşınabilir ama bize özgü olan bilgiyi bizden başkalarının internete taşımasını beklememek gerekir.

    Son olarak, çoklu zeka kavramı da gözönüne alınırsa, ne kadar çeşitlilik sağlanabilinirse o kadar çok kişinin eğitimi sağlanacaktır.